Birkaç Karalama

 Nasılsınız Romalılar !

(İlk paragraf aralık 2021'e ait olup aynı şekilde bıraktım)

Biliyorum, iki aydan fazla bir süreç oldu. O büyük ilgi ve dikkatinizi 3 aydır mahrum ederek sizi kendime susattığım için büyük özürler dilerim. Bu uzun sürede hangi kutsal amaçla sizi kendimden mahrum ettiğimi sorarsanız okul ve akademik işleri rayına oturtmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Oturtmaya çalışıyorum diyorum çünkü istediğim anlamda bir mükemmellikte ilerlemiyor ama kimin ilerliyor ki değil mi? Bunun dışında keyif olarak cumartesileri eğlenmekle ve üç biradan sonra duygusal çöküntülere girmekle geçiriyorum ki beni twitter platformundan takip edenler üç aşağı beş yukarı bunlara şahid olmuştur. Bir şeylerin arayışı içindeyim. Kendimi üçüncü sınıf 90'ların yarı pop yarı arabesk şarkılarında boğaza karşı 80'lerde moda olan güneş gözlüğü takan bir dayının duygusallıkları içinde yaşıyorum. Kendimi sanki uhulu kartonlu yapılan bir ödevde sonradan eklenen bir parça gibi amacına yapay ve aynı zamanda aitsiz hissediyorum. Ha önceki döneme bakarsak katlanabileceğim bir acı mı? Elbette, hatta acı bile denmemesi lazımgelir, Ama bir şey fark ettim, şu hayatım içinde sanki bilerek izole edilmiş...

 

(Bu güncel, temmuz 2022'ye ait)

 

Nasılsınız Romalılar ! 


Bundan sonraki dönem ve özellikle haziran ayı benim gibi bir asosyalin standartına göre çılgınca geçti diyebilirim. Hayatımın en güzel ve en kötü doğumgününü aynı anda yaşadım, işten çıkarıldığımı öğrendin ve yeni bir iş buldum, ilk iş yerinde bir gün kalıp bıraktım ve orayı dolaylı olarak karıştırdım. Sonrasında başka ve daha oturaklı bir iş buldum. Bu sırada memlekete geldim ve bir şeyler(bu şeylerden biri tabii ki burada benim bir iki cümlemi okuyup geçen okuyanlarım da geçerli, hepinizi seviyorum) beni bunu yazmaya itti. Daha ikinci günüm ve geldiğimde İstanbul'dan farklı olarak burada oturup samimi bir şekilde sohbet edebilecek ve içimi dökebilecek neredeyse kimseyi bulamadım. İstanbul'da iken de kendimi yalnız hissederdim, özellikle hafif sarhoşken içime duygusal bir çöküntü girerdi ve üçüncü sınıf sanat filmlerindeki toplum içindeki yalnızlığı ağlayarak kendisine dokunan ana karakter gibi bir ruh haline bürünürdüm. Lakin burada da aynı ve benzeri şeyi hissettim, ben ailem hariç bayaa yalnız ve sallanmayan bir adammışım lan. Böyle iyice selamı alınmayan delilerden farkım yokmuş gibi hissediyorum bazen. Aslında öyle gözükmese de bende birçok insanla iletişime geçmeyi sevmiyor, 21.yy'ın nüfus fazlasından insanlara dayattığı o "yalnız kurt" insanlarına bürünüyordum(en azından çalışıyorum, beceremiyoum gibi ama neyse), ama yavaş yavaş kendimi kendi memleketimde yabancı hissetmeye başladım, ki kızanlığımın geçtiği yerde böyle bir hissimin olması kötü bir his. Ama sanırım bu bayaa bayaa kendi suçum gibi


Biliyorum fazla değil, hatta bayaa bayaa kendime ait olduğu için okunmayacak bir şey, neyse hayatımın en garip ayını geçirdim, bir defa daha söyleyeceğim hayatımın hem en iyi hem en kötü doğumgünümü yaşadım. Kafam buğulandımı buraya karalarım bir şeyler.

Yorumlar