Ahlat Ağacı Filmindeki Bazı Meselelere Dair Yorumlar

Kendimi film incelemek hatta izlemek konusunda yeterli biri olarak görmüyorum, gördüğümü de iddia etmiyorum zaten, bugüne kadar favori filmlerimi sorarsanız belki de bir filmseverin büyük bir hayal kırıklığına uğrayacağına hiç ama hiç şaşırmam. Çoğunlukla olayların izleyicisi olmak denen etkinliği sevsem bile bu filmlerdeki yorum olayı olmadan ve herhangi bir insan ile  film içinde bu konuyu tartışmadan filmleri pek izleyemiyorum(ki bu beni aynı zamanda içe kapanıklığı bile beceremeyen biri yapıyor doğal olarak :D). Bu yüzdendir filmlerle aram pek yoktur, büyük bir sessizlikle ve pür dikkat izlemek bir şeyi benim gibi dağınık kafaya göre değil. Ama şu son günlerde halaoğlu ile beraber izlediğim filmler ile toparlamaya başladığımı söyleyebilirim. Şimdilik sadece üç filmle ve sadece Nuri Bilge Ceylan'ın yapmış olduğu filmleri izliyoruz ve sanırım şu ana kadar beni en çok dikkatimi çeken filmi "Ahlat Ağacı" adlı filmidir. Zaten kendisi 3-4 defa bu filmi izlemiş biri olarak bana bu filmde kendimi çok bulacağımı, filmle çok fazla bağlantı bulacağımı söylemişti ve sanırım haklı çıktı. Birkaç mesele için kendimi bir şeyler yazmaya itti, üstelik birkaç belirli incelemesini okuduktan sonra adeta kendimi bir şeyler yazmaya itti, birileri fili benim tuttuğum yerinden tutmuyordu. Filin kendi tuttuğum yeri anlatılması da filin kendisi çözmek için bir ihtiyaçtır, bu nahoş bir yeri olsa bile :).


Burada filmin kendisinden çok filmin akışında olaylar çizgisini kendi ele alışıma ele alacağımdan dolayı bu biraz filmi bilen biri ile konuşurken "sen ne düşünüyorsun güzel miydi?" sorusuna yanıt vermek gibi olacak. Hepimizin anladığı üzere film çocuğun babasını kendisini benzetmesi ama bu gerçek ile hemen yüzleşememesi ama sonrasında bunu benimsemesini anlatıyor. Bildiğimiz üzere her yeni neslin en büyük tanrısı ve şeytanı eski nesillerdir. Bizi koruyan, güvende tutan ve yetiştiren olduğu kadar onun kendimizin hikayesinin başlaması için putunu yıkmamız gerekenler de eski nesillerdir, eski yollardır, belki de eski sevdiklerimizdir. Çocuk bunun amacı ile mezun olduktan sonra evine dönüyordur. Sezar'ın sözü misali "Roma'da ikinci adam olmaktansa, bir köyde birinci adam olmayı tercih ederim" düşüncesi ile evine geri dönüyor, buranın birincisi veya şefi, belki de kralı olacaktır, eve yerleşip kitabına sponsor ararken, babasının ve kendisinin okuldayken arkasında bıraktığı bütün o "aday bile olamayanlar" veya "kral adayını oyalayanlar" ile uğraşırken, özellikle de babasının çevresi ve kendisinin hayalini gerçekleştiren bir küçük kralı gördükçe kral olacağına dair düşüncesi her geçen gün daha da bozuluyordu. Aslında kral olmaktan çok derdi kendi yolunu çizmekti, yaşadığı yeri bir gram önemsemiyordu ve hatta ilk burayı bombalamak istiyordu, ama buradaki asıl amacı kendi yolunu çizmekti bir yana ve kesinlikle ne olursa olsun babasının yolunu reddetmek, babasının zaten çatlaklarla dolu olan putunu yıkarak kendi hikayesini yazmak. Ama askerden dönüşte bazı incelemelerde ele alındığı üzere "akıllanmıştır". Ama bu bir akıllanma ve bir aydınlanmadan çok bir seçim olarak ele alıyorum, yani askerden dönüşten sonra babasının yolunu seçmesine karar vermesi bence bir hayalden uyanmak değil bir bahaneye sığınmak. Çünkü kendi yolunu çizmek tehlikelidir, bir sürü bilinmeyenler, bir sürü açık, kapalı veya belli olmayan kapılarla ve bir sürü tehditle doluyken büyüğün yolu en güvenli yoldur. Başlangıcı, amacı ve ne yapılması gereken şeyler bellidir. Neler yapılması gerek, kimlerle muhattab olunması gerekiyor, her şey bellidir. İşte bu yüzden kendi hikayesi için o putu yıkmak yerine o putu tamir deip temizlemeyi tercih eder. Bence incelemelerde bir sistem eleştirisini, sistemin çarpıklık ve bozukluğunu anlatırken aslında kendimize olan en büyük bahaneyi gözümüze seriyor, çevrenin o dumanın ve sisin tehlikesi görmememiz yüzünden "tek bir gerçek" olduğunu zannederiz ve o duman ve sisin silüetine birazda olsa yüzümüze çarptıktan sonra "akıllanırız". Kendi hikayemizi yazmaktan vazgeçeriz ve kendinden önce gelen bir hikayenin devamını getirmeye çalışırız. Belki en kabul edilebilir bahanelerimiz, bizden öncekilerin bize bıraktıkları başarısızlık miraslarıdır.

Yorumlar